22 Şubat 2011 Salı

TANRI KUTSAL KİTAP'LA İNSANLIĞA NE MESAJ VERDİ?


Yaratılış 1:1 Başlangıçta Tanrı.....
Başlangıçta Tanrı...Başlangıçta Tanrı....
Bu gerçeği okumak, düşünmek, tekrar etmek çok güçlü ve etkilidir. Kutsal Kitap’ın ilk başındaki söz, ilk ayet budur.
Her şeyin başlangıcından önce Tanrı vardı. Daha hiç bir şey ortada yokken Tanrı vardı. Denizler, Gökyüzü, hayvanlar, insan yokken Tanrı vardı. Her şeyin başında olan O’ydu.

Demiyor ki;
başlangıçta para vardı,
başlangıçta diplomalar vardı,
başlangıçta çok çalışma vardı...
başlangıçta insan vardı....

Başlangıçta TANRI vardı!

Eğer yaşadığımız şu geçici dünyada başarılı ve verimli bir hayat sürdürmek istiyorsanız Tanrı merkezli bir yaşam sürün. Eğer “İnsan merkezli”, ben merkezli bir yaşam sürerseniz hayatla başa çıkamazsınız.

Size şunu sormak istiyorum; TANRI MERKEZLİ Mİ YOKSA BEN MERKEZLİ Mİ YAŞIYORSUNUZ?

Her şey size mi bağlı gelişiyor? Tüm varoluş sizin etrafınızda mı dönüyor? İnsanlar çağlar boyu güneşin dünya etrafında döndüğünü düşündüler. Güneş sabah geliyor akşam gidiyor...
Ama şimdiki insanlar bırakın güneşi tüm evrenin kendileri etrafında döndüğünü düşünüyorlar.

Ben merkezli düşünce o kadar tehlikelidir ki Adem ve Havva’nın lütfu kaybetmelerine sebep olmuştur.

Şeytan Havva’ya “Neden bu ağacın meyvesinden yemiyorsun” diye sorunca Tanrı merkezli hareket eden Havva, “Tanrı eğer bu ağacın meyvesinden yersem öleceğimi söyledi” diye yanıt verdi. Havva Tanrı merkezliydi çünkü Tanrı’nın söylediklerini ciddiye alıyor ve uyguluyordu. Yani Havva’nın yaşamı Tanrı’nın etrafında dönüyordu.

Ama düşman yani Şeytan Havva’nın BEN MERKEZLİ olması için kurnazca bir düzen kurdu. “Eğer bu meyveden yersen sen de tıpkı O’nun gibi olursun!” dedi. Havva düşündü ben Tanrı gibi olacağım! Düşünce biçimi aniden değişmeye başladı, Tanrı merkezli olan düşünce hemen ben merkezli düşünceye kaydı! Ve bu meyve bencilce yenildi! Ve o günden sonra her bir insan ben merkezli doğmaya başladı.
Minicik bebekleri düşünün. Sabah saatin 3’ünde acıkan bebek ben merkezli bir şekilde ben acıktım diye avazı çıktığı kadar bağırarak annesini uyandırır. Sabahı beklemez. İnsanlık  tarihinde ben merkezli doğmayan sadece İsa Mesih vardır. Çünkü o kendisi için gelmedi bizim için geldi.
  
Tanrı merkezli olmak çok önemlidir.
Mesela TAPINMAMIZ: Tanrı merkezli tapınma için gelen insan şöyle der; "Ben Tanrı’ya tapınmaya geldim". Canı istesin istemesin, müziği sevsin sevmesin, toplantı kalabalık olsun olmasın ben buradayım ve Tanrı’ya tapınacağım der. Merkez Tanrı’dır.

Ben merkezli düşünce ise bugün kiliseye gitmek istemiyorum! Tapınma müziği iyi değil, televizyonda harika bir film var, zaten çok yorgunum, canım hiç istemiyor, ruhum çok ağır gibi bir çok bahane bulur. Merkezde kim var? BEN! Bazen "BEN" tapınmaya gider AMA: Ben ne der? Buradayım RAB beni bereketle, beni iyileştir, bana iş ver, bana araba ver, bana arkadaş ver, bana sevinç ver...Ben benim için buradayım der. 

Batı dünyasında bazı kiliseler bu düşünce biçimine kapılır ve her şeyi insanların beklentileri ve arzuları ışığında  organize ederler. Katılımcıları memnun eden müzik, atmosfer, görseller, program....Ama şu gerçeği unutmayalım; BAŞLANGIÇTA TANRI...

BEN MERKEZLİLİĞİN SONU
Eğer ben merkezli yaşıyorsam sanki TANRI benim etrafımda dönüyor ve sadece ihtiyaç anımda O’nu bir süreliğine davet ediyorum, çağırıyorum. Eğer ihtiyacım yoksa ya da isteğime ulaşınca Tanrı'yı yerinde kalması için kendimden uzaklaştırıyor ve ben kendim programıma devam edeceğim diyoruz. Yani BAŞLANGIÇTA BEN....olarak yorumlayabiliriz. 
Sonuçta bir problemle/sorunla yüzleşince kendi kaynaklarımız tükenecek kaygı, depresyon, çaresizlik, tükenmişlik sarınca yine RAB RAB beni kurtar diye bağırmaya başlayacağız.

ÖNERİ
Eğer bir adım atıp geri çekilir ve Tanrı’ya bakarsak kendimizin ne kadar küçük, Tanrı’nın ise ne kadar kudretli olduğunun farkına varırız aslında. Tanrı’nın etrafımızda dönmediğini fark ederiz. Bakış açımız çok değişir.

EĞER TANRI MERKEZLİ BİR YAŞAM TARZINA SAHİPSEK BAŞIMIZA NE SIKINTI GELİRSE GELSİN “TANRI BENİM SIKINTIMDAN BÜYÜKTÜR” diyebiliriz. Başıma gelenlere odaklanmaktansa Tanrı’ya nasıl yücelik verebileceğimi düşünmeye çalışırım. Eğer bir sıkıntı, problem ya da beklenmedik bir şeyle karşılaşırsanız demek ki Tanrı için bir şey yapma fırsatı yakalamış olursunuz.

Şu gerçeği unutmayalım biz Tanrı için bu dünyadayız. Tanrı bizim için burada değil. Neden buradayız? Çünkü Tanrı’ya yücelik vermek ve sonsuza dek O’nunla hoş bir paydaşlık sürmek için.

Hayat felsefemiz; Başlangıçta Tanrı, Okulumda Tanrı, İşimde Tanrı, yarın da Tanrı, Diğer gün de Tanrı olmalıdır. 

Yuhanna mektubunda ne diyor: Başlangıçta SÖZ vardı! Yani şimdi Mesih Merkezli yaşamdan bahsediyoruz. 

Maden Eski Antlaşmanın ilk ayetine baktık acaba Eski Ahit’in son ayeti ne diyor? Malaki 4:5-6 Bu ayetler barışmayla ilgli ayetlerdir. Kalplerin onarılmasıdır. Ve ülkeyi lanetlemek istemediğinden bahseder. Tanrı Yaratılışta okuduğumuz gibi yaptıklarının iyi olduğunu  gördü ve hala Eski Antlaşmanın son ayetinde lanetlemek istemediğini söyler. Tanrı elbette yarattığı herkesin babasıdır ayrıca özel olarak İsa Mesih’e iman aracılığı ile kendisine gelenlere baba’dır. Çünkü her birimiz Tanrı’ya düşman olmuştuk.
Galatyalılar  4:4-7 Tanrı oğlunu gönderdi ki bizler de oğul olalım. Bizler artık Tanrı’nın evlat edindiği çocuklarıyız.

Yeni Ahit’in ilk ayeti? Matta 1:1 tüm isimleri okumayalım zaten bu bir nüfus kaydı diyoruz. Ama burada çok ama çok ilginç bir şey var. Eski ahit hangi ayetlerle bitiyordu?
Şimdi Matta 1’e tekrar bakalım. Kaç kere baba ifadesi geçiyor? Birçok kez! Çok harika değil mi? Bu kadar baba kelimesi var, babalar var, verimlilik var. Hem de Yeni Antlaşma’nın ilk ayeti Oğul İsa’dan bahseder. İbrahim’in oğlu olma ifadesi çok önemlidir. Galatyalılar 3: 6-9 İbrahim Tanrı merkezli yaşadı. Sorgusuz sualsiz itaat etti. İbrahim’in anlamı Ulusların babasıdır. Tüm ulusların...Tanrı tüm halklara dokunma kutsamak istedi. İman eden İbrahim’e vaat edilen kutsamaları alır. Galatyalılar 3:16 Kutsama İbrahim’e ve soyuna yani İsa’ya verildi.

Luka 1:31-33 İsa Davut’un soyundan gelecek. Aynı zamanda İsa’nın krallığı da vurgulanır. Kral İsa! Tanrı Oğlu ve Krallar Kralı! Kilisesi aracılığı ile dünyayla iletişimdedir ve yakında gelecek olan Kraldır. Vahiy O’nun yakında geleceğini söyler. Aynı zamanda biz İbrahim’in kutsaması ile çocukluğa alınanlar da İsa Mesih ile sonsuza dek egemenlik süreceğiz.
Yeni Antlaşma’nın son ayeti?  Vahiy 22:20-21 Hazırlıksız yakalanmayalım. İsa Geliyor! Çok yakında geliyor. Gevşemeyelim, pes etmeyelim. Son ayet de güzel bir kutsama içerir.

EA ilk:  Başlangıçta Tanrı vardı! (Tanrı Merkezli Yaşam Tarzı. Tanrı için yaratıldık ve onunla mutlu bir birlikteliğe çağrıldık)
EA son: Babaların yüreklerini çocuklarına, çocukların yüreklerini babalarına döndürecek. (Tanrı’nın yüreği düşmüş çocuklarına dönecek ve insanlığın çocukların yüreği de O’na dönecek.)
YA ilk: Defalarca BABA, BABA, BABA sözcüğü var. Ve İsa’nın Oğul’luğu. İbrahim’in oğlu olarak Kutsamaları alışı ve uluslara aktarımı. Davut’un oğlu olarak Krallığı vurgulanır.
YA son: Son olarak da İsa’nın lütfu vardır. Lütuf, kendi gücünüzle ulaşamayacağınız, hak etmediğiniz, ihtiyaç duyduğunuz şeyfir Lütuf! Haleluya! Bu lütuf İsa Mesih aracılığı ile sizinle olacaktır. Şükrolsun harika vaat değil mi? Tanrı sizi seviyor, kabul ediyor ve kutsuyor.

Eğer birine hoşlanmadığı bir şekilde davranırsanız sizi sevmekten vazgeçebilir. Ama Tanrı’ya ne yapasanız yapın O’nun sevgisini durduramazsınız. O sizi sevmeye devam eder. Elbette Tanrı günahtan nefret eder ama çocuklarına karşı hep sevgi doludur.

Sonuç olarak Tanrı senin yaşamını kurtarmak için birşeyler yaptı. Bu sebeple Tanrı’ya düşman gibi değil O'nun çocuğu gibi davranalım!




15 Ocak 2011 Cumartesi

SAVAŞ


Dünyanın çeşitli yerlerinde, çeşitli konularda bir takım savaşlar kopmaktadır. İdeolojik, siyasi, ekonomik, özgürlük için savaşlar var. Bizler de aslında her gün bir savaş içindeyiz. Peki kime karşı savaşıyoruz?
Kendimize karşı savaşıyoruz!!!
Kendimizle yalnız kalmak bazı zamanlar acı verici olabilir. İsteklerimiz tutkularımız ile savaşırız.  

Romamlılar 7:15-25
15Ne yaptığımı anlamıyorum. Çünkü istediğimi yapmıyorum; nefret ettiğim ne ise, onu yapıyorum.
16 Ama istemediğimi yaparsam, Yasa`nın iyi olduğunu kabul etmiş olurum.
17 Öyleyse bunu artık ben değil, içimde yaşayan günah yapıyor. (Bu sorumluluğu günahın üzerine atma anlamına gelmemeli. Herkes kendi isteği, seçimi ile günah işler.)
18 İçimde, yani benliğimde iyi bir şey bulunmadığını biliyorum. İçimde iyiyi yapmaya istek var, ama güç yok. (Adem’den miras aldığımız özdür, doğadır ve çürüktür. Yapılan her kötülüğün kaynağıdır Benlikte iyi bir şey olmadığını anlamak bizi kendimizle uğraşmaktan özgür kılar.Kendimize 1 bakkıyorsak Mesih’e 10 bakmalıyız.)
19 İstediğim iyi şeyi yapmıyorum, istemediğim kötü şeyi yapıyorum. (Sonunda kişi kendisini benlikle savaşır halde bulur. Çelişki ve paradokslar zinciri vardır.)
20 İstemediğimi yapıyorsam, bunu yapan artık ben değil, içimde yaşayan günahtır.(Günahın eski yaratılışından geldiğini ve hala bu günahtan kurtulamadığını anlatır Pavlus). 
21 Bundan şu kuralı çıkarıyorum: Ben iyi olanı yapmak isterken, karşımda hep kötülük vardır. (Doğru olanı yapmak istemesine rağmen hep kötü olanı yapmak.)
22 İç varlığımda Tanrı`nın Yasası`ndan zevk alıyorum.
23 Ama bedenimin üyelerinde bambaşka bir yasa görüyorum. Bu da aklımın onayladığı yasaya karşı savaşıyor ve beni bedenimin üyelerindeki günah yasasına tutsak ediyor.
24 Ne zavallı insanım! Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak? (Yardım ancak içinden değil dışarıdan gelmelidir.)
25 Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla Tanrı`ya şükürler olsun! Sonuç olarak ben aklımla Tanrı`nın Yasası`na, ama benliğimle günahın yasasına kulluk ediyorum. (Tanrıya İsa Mesih’in sağlayışı için şükreder ve içindeki savaşı da son cümle ile özetler.)
BU ayetlerde ne kadar çok ben, beni, bana, benim sözcüklerinin geçtiğine dikkat edin. Burada bahsi geçen kişi ben vitaminiyle beslenen kişidir. Burada bahsi geçen kişi acaba bir imanlı mıdır değil midir? Aslında belki bir imanlı ama Mesih’te sahip olduğu ayrıcalıkların farkında değildir.
İnsanların Mesih ile ölüp O’nunla dirildiklerini fark etmeleri gerekir. İşte o zaman benliği geliştirmek yerine onu mezara bırakabileceklerdir.   
Bazen istemediğimiz, nefret ettiğimiz şeyleri yaparız ve ardından kendimizden nefret ederiz. Bizler kontrol altındayız, bağımlıyız. Sonuçta özgür olmamız gerekir. Kendi kendimizi kontrol etmemiz imkansızdır. Bizim kurtuluşa ihtiyacımız var. Tanrı’nın hayatımıza gelmesi ve kontrolü ele alması gerekir.

Başkalarına karşı savaşıyoruz
Açgözlü olduğumuz için başkalarının sahip olduklarını istiyoruz. Neden acaba hep başkasının sahip olduğuna göz diker insan?

Yakup 4:1-10
Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? (Biz imanlılar arasında bir çatışma, çekişme ve kavga durumu ezelden beri vardır. Bu çekişmelere yol açan nedir? Nedenleri içimizde bulunan ve doyurulmak istenen tutkularımızdır. Mal mülk edinme, saygı görme istekleri mevcuttur. Bedensel arzular doyurulmayı bekler. Hiçbir zaman tam olarak doymaz ve hep daha fazlasını isteriz. Öyleki isteklerimize karşı gelenleri ezip geçme duygusu hep mevcuttur. Adam öldürmek mecazidir, kızgınlık, kıskançlık ve zalimlik de bir çeşit cinayettir.   
2 Bir şey arzu ediyor, elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz, isteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz, çünkü Tanrı`dan dilemiyorsunuz. (Devamlı başkalarından daha fazlasına sahip olmak isteriz. Olmayınca da kendimizi onlarla kavga eder ve sömürür buluruz. Hırs, kıskançlık ve açgözlülük. 1.Tim. 6:8 “Yiyecek ve içecek varsa ona sevinmeliyiz. En iyi çözüm dua etmek ve Tanrı’dan istemektir. Bu üç ayet çok derin bir psikoloji dersi vermektedir.
3 Dilediğiniz zaman da dileğinize kavuşamıyorsunuz. Çünkü kötü amaçla, tutkularınız uğruna kullanmak için diliyorsunuz. Eğer insanlar ellerindekilerle mutlu olsalardı bu kadar sürtüşme ve çekişme çıkmazdı. Komşumuzu kendimizden çok sevseydik, almak yerine vermeye odaklansaydık dünya ne kadar daha iyi olurdu. İsa Mesih’i dinleyip burada biriktirmek yerine paylaşsaydık gökte ne büyük bir hazinemiz olurdu.  )
4 Ey vefasızlar, dünyayla dostluğun Tanrı`ya düşmanlık olduğunu bilmiyor musunuz? Dünyayla dost olmak isteyen, kendini Tanrı`ya düşman eder. (Aşırı maddecilik ruhsal zina sayılır bu ayette. Dünyasallaştıkça Tanrı’yı aldatmış oluruz. Açgözlülük bir tür puta tapmadır. Biliyoruz ki İsa’yı çarmıha geren bu dünyadır. Onunla dost olunmaz. Dünya: İnsanların gözlerini, bedenlerini ve benliklerini tatmin etmek için geliştirdikleri bir sistemdir. Bu sistem, sanat, bilim, eğitim hatta din dünyası bile olabilir. Bu insanın kilise hayatı dışında kalan kısmı diyebiliriz.      
5 Sizce Kutsal Yazı boş yere mi şöyle diyor: “Tanrı içimize koyduğu ruhu kıskançlık derecesinde özler.”
6 Yine de bize daha çok lütfeder. Bu nedenle Yazı şöyle diyor: “Tanrı kibirlilere karşıdır, Ama alçakgönüllülere lütfeder.”
7 Bunun için Tanrı`ya bağımlı olun. İblis`e karşı direnin, sizden kaçacaktır.
8 Tanrı`ya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır. Ey günahkârlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Ey kararsızlar, yüreklerinizi paklayın.
9 Kederlenin, yas tutup ağlayın. Gülüşünüz yasa, sevinciniz üzüntüye dönüşsün.
10 Rab`bin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir.

Tanrı’ya karşı savaşıyoruz
Dünyayla dost olmak Tanrı’ya düşman olmak anlamına gelir. Bu Tanrı’nın bizden Hristiyan olmayan arkadaşlar edinmememiz istediği anlamına mı gelir? Hayır tabi ki de. Hatta arkadaşlar edinmeliyiz bile. Müjdeyi duyurabileceğimiz yeni arkadaşlar edinmeliyiz. Yakup ne demek istiyor? İnsanla dost olmak Tanrı’ya düşman mı olmak anlamına geliyor?   
Kutsal Kitap’ta Dünya kelimesini görünce birkaç anlama geldiğini bilmekte yarar vardır.
*Üzerinde yaşadığımız gezegen.
*Tanrı’ya karşı olan şeyler anlamına gelebilir.
*Ruhsalın karşıtı olan anlamında olabilir.
*Yakup’un bahsettiği anlamda benlikle ilgili şeyler anlamına gelebilir. 

Luka 16:8; Yuhanna 12:31; 14:30; 17:14; 18:36; Romalılar 12:22; 2 Korintliler 4:4; 1 Yuhanna 4)
İbraniler 7:25, Matta 5:2-12, 1.Yuhanna 2:12-17

29 Aralık 2010 Çarşamba

DOĞUŞ BAYRAMI 2010





KARANLIK KOYULAŞTIKÇA IŞIK DAHA GÜÇLÜ PARLAR

Acaba Dünya’nın içinde bulunduğu durumu nasıl tasvir edersiniz? Ne haldeyiz?
Ekonomi, siyaset, sağlık, ahlak, maneviyat, değerler, öncelikler, ilişkiler.....

Tek kelimeyle Dünya “ÇÜRÜYOR” Dünya üzerinde kıtalar, kıtalarda ülkeler, ülkelerde şehirler ve şehirlerde insanlar var. Dünya Çürüyor demek aslında insanlık çürüyor demektir. Hem kendimizi hem de birbirimizi çürüyütoruz. Diğer ifade ile dejenere oluyoruz! Bireysel olarak yaşantılarımıza da baktığımızda dejenere olan yani bozlulan çürüyen noktalar görme ihtimalimiz yüksektir.

Tarih sahnesine baktığımızda...
*İyilik zamanı vardı, kötülük zamanı,
*Bilgelik zamanı vardı, aptallık zamanı vardı
*İnanç vardı, şüphe vardı
*Karalık çağ vardı, aydınlanma zamanı vardı
*Karamsarlık vardı, umut vardı!

Çağımızda da aynı şeyler devam ediyor. Ülkemizde ve dünyada bazı konularda herşey çok iyi görülebilir ama bazı konularda hiç bukadar kötü olduğumuzu görmemiştik.

İsa’dan yaklaşık 750 yıl günümüzden de 2750 yıl kadar önce benzer sıkıntı ve baskılar altında olan İsrail halkından bir kişi Tanrı’nın gelmiş geçmiş en yüce bildirisini insanlığa aktardı. Peygamber Yeşeya şunları iletti:

YEŞEYA 9:2-7
2 Karanlıkta yürüyen halk Büyük bir ışık görecek; Ölümün gölgelediği diyarda Yaşayanların üzerine ışık parlayacak.
3 Ya RAB, ulusu çoğaltacak, sevincini artıracaksın. Ekin biçenlerin neşelendiği, Ganimet paylaşanların coştuğu gibi, Onlar da sevinecek senin önünde.
4 Çünkü onlara yük olan boyunduruğu, Omuzlarını döven değneği, Onlara eziyet edenlerin sopasını paramparça edeceksin; Tıpkı Midyanlılar`ı yenilgiye uğrattığın günkü gibi.
5(Çünkü) Savaşta giyilen çizmeleri Ve kana bulanmış giysileri Yakılacak, ateşe yem olacak.
6 Çünkü bize bir çocuk doğacak, Bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü*fı*, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak.
7 Davut`un tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek. Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak. Egemenliğini adaletle, doğrulukla kuracak Ve sonsuza dek sürdürecek. Her Şeye Egemen RAB`bin gayreti bunu sağlayacak.

İşte bu vaat edilen kişi, yani İsa Mesih 2000 yıl kadar önce beden alarak aramıza geldi. Ve yukarıda tasvir ettiğimiz gibi karmakarışıklık ve sıkıntı içindeki halka bir yaşam soluğu oldu. Tanrı’nın harika işi, berbat dünyamızda göründü.
Tanrı’nın harika işi dünyanın berbat durumundan çok çok iyiydi. Elçi Yuhanna’nın İncil’de açıkladığı gibi “Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi.” Yuhanna 1:5
Dünyanın en koyu karanlığı bile bir mum ışığını alt edemez. Hatta karanlık ne kadar koyu ise ışık o kadar güçlü parlar.

Zifiri karanlık bir ortamda bulundunuz mu? Hiçbir şey göremezsiniz. Mekanda kim var kim yok bilemezsiniz, renkleri göremezsiniz. Hatta karanlık birçok ilizyon ve halisinasyon üretier. Tek bir ışık yada mum yakarsanız ortam aydınlanır ve görmeye başlarsınız. Işığın gücü arttıkça çok açık ve net görürsünüz. Nereye gidip nereye gitmeyeceğinizi görürsünüz.

Kendisi Işık olan Tanrı’nın krallığı için de bu geçerlidir. Karanlık sadece ilizyon üretir ve bizi yanıltır. Sonunda çok acı çekeriz ve en sonunda da ruhsal ölüm yolunda ilerleyip yok oluruz. Taki ışık gelene kadar kaybolmuş bir şekilde yaşarız. Güneş’in ışığı gezegenimizi, hatta gezegenleri aydınlatır. Yaşam ve ısı verir. Tanrı’nın müjdesi, dünyanın kötü haberlerinin üstesinden gelebilir. Dünyanın ışığı İsa Mesih’tir.

I.Korintliler 15:7
I.Yuhanna 5:4

Işık umut verir ama karanlık umut tüketir!


“Karanlıkta yürüyen halk büyük bir ışık görecek; Ölümün gölgelediği diyarda yaşayanların üzerine ışık parlayacak.”

Bu sözler bugün bize tekrar umut ve sevinç vermeli. Çünkü vaadedilen Işık yani İsa Mesih doğdu!

Belki bazen ruhsal yaşantılarımızda Işık mevcut olsa da bir kara bulut yığını ışığı kesmeye çalışabilir. Şunu bilmeliyiz ki orada duran koyu karanlık bir bulut olsa da bulutun arkasında güçle parlayan ve adı Güneş olan bir yıldız var. Ruhsal hayatımızda da sıkıntılar, denenmeler, kötü haberler, ayrılık, hastalık, ölüm dahi olsa güçle parlayan ve adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olan İsa Mesih vardır.

Umudunuzu yitirmeyin, imanınızı zayıflatmayın. Vaftizci Yahya, yani İsa Mesih’in yolunu hazırlayan peygamber, hatta İsa Mesih’i vaftiz eden kişi bile şüpheye düşmeye başladı ve imanı karanlık bulutların gölgesinde kaldı. Matta 11:3-6

Tanrı’nın iyi haberi; İsa Mesih laneti şifaya, umutsuzluğu umuda, karanlığı ışığa çevirir.

Dünyada iki takım oynuyor. Birisi karanlık, diğeri ışık, birisi hep kötü haberle dolu, diğeri ise iyi haberle. Sizce hangi takım kazanacak? Elbette IŞIK!

Doğuş Bayramınız Kutlu Olsun!

28 Aralık 2010 Salı

BEN NİÇİN DOĞDUM? YAŞAM AMACIM NEDİR? YAŞANTIM BU DÜNYAYA BİR ŞEYLER KATIYOR MU?

Gerçekten de niçin yaratıldığımızı biliyor muyuz? Aslında bu soru hiç de yeni bir soru değildir. Yüz yıllardır hatta bin yıllardır insanoğlu sık sık bu soruyu evirip çevirip kendisine sormuştur. İyi tanıdığımız Yeremya Peygamber de aynı soruyu 2000 yıl kadar önce sormuştur

Yeremya 20:18
“Neden ana rahminden çıktım?
Dert, üzüntü görmek, ömrümü utanç içinde geçirmek için mi?”

Büyük ihtimalle sizler de kendinize bu soruyu kimi zamanlar sorduğunuz olmuştur.
Acaba sadece problemlerle mücadele etmek için mi doğdum?
Acaba stres, kalp ağrısı ve baş ağrısı ile mi hayatım devam edecek?
Acaba hayatın gerçek anlamı nedir?

BİR PROFESÖR'ÜN ARAŞTIRMASI!
Bir üniversitede felsefe profesörü olan Dr. Hugh Moorehead bir gün dönemin en entelektüel 250 düşünürüne şu basit soruyu yöneltti. “Acaba hayatın anlamı nedir?” dedi. Ve yanıtları yayınladı. Bazıları bazı sebepler yazdılar, bazıları tahminlerde bulundular, bazıları da bu konuda daha derin düşüneceklerini bildirdiler. Bazıları ise “Dr. Moorehead eğer bu soruya bir cevabınız varsa biz de öğrenmeyi çok isteriz” dediler. Bazıları ise çok karamsar bir şekilde yanıtladılar. “Isaac Asimov şöyle dedi “Şimdiye kadar görebildiğim kadarıyla hiçbir amaç yok” dedi. Amaçsız bir hayat çok anlamlı olmayacaktır.
Bazıları ise mistik cevaplar bulmaya çalıştılar ve “kendine bak”, “kendine odaklan, anlam sende saklı” demeye başladılar. Birçok değişik görüşler çıktı. Birisi “Ben sadece hayatta kalma amacına sahibim” dedi. Hedonistler ye, iç, eğlen. Yarın son günün olabilir demeye başladılar. Materyalistler ise “Yaşam amacım kazanmaktır” derler. Değerin sahip olduklarınla ilgilidir derler. Dost kitap evine gidip birkaç kitap alarak yaşam amacı oluşturabilirsiniz. Ya da Greenpeace üye olup dünyayı kurtarabilirsiniz..
Amaç oluştur, rüyalarını keşfet, onun için yaşa, başarılı ol, asla pes etme… Fakat bunların hiçbiri ana sorumuzun cevabı değildir. “Hayatımın anlamı nedir?” Çünkü amaç bizim kişisel gücümüz ve hedeflerimizden çok ama çok büyüktür, o amaç bizim kişisel sevinç ve esenliğimizden çok çok büyüktür.
Tanrı tarafından yaratıldınız. Tanrı tarafından ve Tanrı için yaratıldınız. Dünyaya O’nun amacı için yerleştirildiniz ve bu gerçeği anlayana kadar da bu hayat size çok anlamlı gelmeyecektir.
Peki cevap nedir???Neden yaşıyoruz? Neden bu gezegende, şu anda, 2010 yılında yaşıyoruz? Şu ayete bakalım Süleymanın Özdeyişleri 16:4 “RAB her şeyi amacına uygun yapar”. “Kendi amacına”uygun yapar. Tanrı hiçbir şeyi amaçsızca yapmadı. Tanrı’nın bizler için amaçlarına birlikte bakalım.
Efesliler 1:4 “O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih`te seçti”. Ne harika bir mesaj! Tanrı sizi sevmek için yarattı.


1-Tanrı tarafından sevilmek üzere yaratıldım.
Bu sizin dünyada yaşamaca amacınızın en önemli sebeplerinden birisidir. Tanrı sevgidir! Tanrı’nın ne bana ne de sizlere aslında ihtiyacı yoktur. Sadece bizi sevdiği için yarattı. O’nun yalnızlığını doldurmak değildi amaç. SEVGİYDİ!

Soruyu söyle soralım. Acaba yaşamam önemli mi?
Yeşeya 49:4a “Ama ben, “Boşuna emek verdim” dedim, “Gücümü boş yere, bir hiç için tükettim.”
Yeşeya zayıf ve düşkünken bu sözleri yükseltti. Ama bir kişi sürekli hayatıyla ilgili böyle düşünüyorsa gerçekten durumu değerlendirmek gerekir.

TANRISAL “ŞEYLER”

Bazı şeyler sır gibidir. Çevrenize bakın, elma çekirdeğinden çıkan elmayı düşünün, meyve ağaçlarının neden bazı mevsimlerde ürün verip bazı mevsimlerde vermediğini, tırtılın nasıl kelebek olduğunu, ya da 9 ay kadar anne karnında gelişip doğan bebeği düşünün. Bunlar Tanrısal işler… Belki bazılarınız botaniği ya da biyolojiyi açıklayabilir ama yaşamın kendisini kim açıklayabilir? Evren hakkında ne düşünüyorsunuz? Milyarlarca ışık yılı mesafeler ve yıldızlar…Ya da boş bir mezar!!!!! Boş bir mezar da Tanrısal bir şeydir.
Mezar boştu çünkü İsa Mesih zafer kazandı, Mezar boştu çünkü Tanrı Mesih’inin yaşamasını istedi, Mezar boştu çünkü Tanrı’nın İsa M. İçin bir planı vardı. Bizler de biliyoruz ki tekrar ölmemek üzere öleceğiz ve bir gün dirileceğiz. Biz yani İsa Mesih’e iman edenler bir anlamda asla ölmeyeceğiz. Biz asla ölmeyeceğiz, hayatımız önemlidir, diyelim. Yaşam amacımız sonsuzdur!!!
Mezmur 139:16b “Bana ayrılan günlerin hiçbiri gelmeden, Hepsi senin kitabına yazılmıştı”.
Mezmur 33:11 “Ama RAB`bin planları sonsuza dek sürer, Yüreğindeki tasarılar kuşaklar boyunca değişmez”.

Tanrı bizler için uzun vadeli planlara sahiptir. İnanılması gereken harika bir gerçektir. Sadece bu dünyadaki değil gelecek yaşamı da kapsayan planlar…Yani planlar sizin ölümünüzle sona ermeyecektir…Haleluya!!!
II.Korintliler 5:1 “Biliyoruz ki, barındığımız bu dünyasal çadır yıkılırsa, göklerde Tanrı`nın bize sağladığı bir konut -elle yapılmamış, sonsuza dek kalacak bir evimiz- vardır”.
Özdeyişler 9:6 “Saflığı bırakın da yaşayın, Aklın yolunu izleyin (Hayatın anlamının yolunu izleyin).”
Yaşamın önemlidir, çünkü sonsuzluk için yaratıldın.
Özdeyişler 9:10 “RAB korkusudur bilgeliğin temeli. Akıl Kutsal Olan`ı tanımaktır.”
Amacımı bulmak Tanrı’yı daha çok tanımakla mümkündür.
Efesliler 1:11-12 “Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı`nın amacı uyarınca önceden belirlenip Mesih`te seçildik. Öyle ki, Mesih`e ilk umut bağlayan bizler, O`nun yüceliğinin övülmesi için yaşayalım.”.
Koloseliler 1:16” Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey -tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar- O`nda yaratıldı. Her şey O`nun aracılığıyla ve O`nun için yaratıldı.”

Tanrı’yı daha çok tanıdıkça O’nun yollarını ve kendi yaşam amacınızı daha çok anlayacaksınız.

Yeremya 17:7-8 “Ne mutlu RAB`be güvenen insana, Güveni yalnız RAB olana! Böylesi su kıyılarına dikilmiş ağaca benzer, Köklerini akarsulara salar. Sıcak gelince korkmaz, Yaprakları hep yeşildir. Kuraklık yılında kaygılanmaz, Meyve vermekten geri durmaz.”

KALP SAĞLIĞI -2-

KALP HAKKINDA BİLGİ





Yeryüzünün en mükemmel yapıya sahip pompası, şu anda sol göğsünüzün hemen altında çalışmaktadır. Kalp, akıl almaz tasarımı ve durmak bilmeyen atışlarıyla, 1 gün içinde vücudumuzdaki bütün kanın 1000 tam devir yapmasını sağlar.
Vücudunuzdaki durmak bilmeyen pompa günde 24 saat hiç durmadan çalışır. Bu pompanın vücudunuzun ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için kendi elektrik sistemini kullanarak çalışmaya başlaması ve 1 saatlik sürede orta büyüklükteki bir arabayı, yerden yaklaşık 1 m. yüksekliğe kaldırabilecek kadar enerji üretmesi gerekmektedir. İşte bu sıradışı pompa kalbinizdir. Kalp dış görünüş olarak aşağı-yukarı yumruğunuz büyüklüğünde, etten yapılmış bir pompadır. Ancak kapasitesi düşünüldüğünde, dünyadaki en güçlü, en uzun ömürlü ve en verimli iş makinesi olduğu anlaşılacaktır. Bu nitelendirmenin çok fazla nedeni vardır. Öncelikle kalbin çalışırken kullandığı güç muazzamdır. Bu güç sayesinde kalp, kanı 3 metre kadar yukarı sıçratabilir. Kalbin kapasitesini şöyle bir örnekle daha da netleştirebiliriz. Kalp, bir saatlik zaman zarfında, orta boy bir arabayı yerden yaklaşık bir metre yukarı kaldırmaya yetecek kadar enerji meydana getirebilir.

Ancak kalbin en önemli özelliği durmak bilmeksizin çalışabilmesidir. Kalp dakikada 70 kere ve her yıl yaklaşık 37 milyon kereden fazla hareket eden bir kastır. Bir insanın ortalama hayatı boyunca ise yaklaşık 2.5 milyar vuruş yapar ve yaklaşık 300 milyon litre kan pompalar. Bu da 10 bin adet petrol tankerini dolduracak sıvı miktarına eşittir. Kalp, uyuduğunuz zaman bile saatte yaklaşık 340 litre kan pompalar. Bir başka deyişle kalbimiz bir arabanın yakıt deposunu saatte 9 kere doldurur. Bedensel hareketler sırasında, örneğin koşarken, temposunu daha da artırır ve saatte yaklaşık 2 bin 270 litre kan pompalar.

>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>>

Kalbimiz 200-300 gr arası ve yaklaşık 10 cm’lık bir kas yumağı olmasına rağmen görevi ciddidir. Aynı zamanda hem Tanrı hem de bizim için çok önemlidir. Bu sebeple kalbimize iyi bakmakla yükümlüyüz. Temiz tutmalı ve onu korumalıyız.
Kalp tüm hücrelerin yaşaması için onlara oksijen gönderen organımızdır. Ama geçen hafta dediğimiz gibi birçok insan aynı zamanda kalp problemi yüzünden yaşamlarını yitirmektir.

Kalp krizi
Peki bu bağlamda hepinize şu soruyu sormak istiyorum? Aranızdan hiç kalp krizi geçirdiniz mi? Aslında şöyle sorumu düzeltmeliyim, ruhsal bir kalp krizi geçirdiniz mi? Hiçbirimiz istemeyiz değil mi? Kulağınıza nasıl geliyor? Ruhsal kalp krizi…..

Acaba ruhsal bir kalp rahatsızlığı çekiyor muyuz? Fiziksel rahatsızlık hissedince doktora gider birkaç testten geçer durumumuzu öğreniriz, ama ya ruhsal kalp krizinde ne yapacağız?
Yaratılış 6:5-6’i okuyunca ne görüyoruz? Rab neden üzüldü ve tufan gönderdi? Ayetleri okuyalım.
5 RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. 6 İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı.

8.bölüm, 21. Ayette kalbimizle ilgili güzel bir bilgi var.
21 Güzel kokudan hoşnut olan RAB içinden şöyle dedi: “İnsanlar yüzünden yeryüzünü bir daha lanetlemeyeceğim. Çünkü insan yüreğindeki eğilimler çocukluğundan beri kötüdür. Şimdi yaptığım gibi bütün canlıları bir daha yok etmeyeceğim.22 Dünya durdukça Ekin ekmek, biçmek, Sıcak, soğuk, Yaz, kış, Gece, gündüz hep var olacaktır.

Matta 15:7’de düşündürücüdür. “Ey ikiyüzlüler! Yeşaya`nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir: `Bu halk dudaklarıyla beni sayar, Ama yürekleri benden uzak”.
Dinci liderlerin bazılarında görülen problemdir. Bu ayetlerde ferisilerin öğrencilerle tartışması var. Ellerini yıkamayan öğrenciler eleştiriliyor.


Matta 15:17-20
“Ağza giren her şeyin mideye indiğini, oradan da helaya atıldığını bilmiyor musunuz?18 Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur.19 Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır.20 İnsanı kirleten bunlardır. Yıkanmamış ellerle yemek yemek insanı kirletmez.”

İnsanın içine girenler değil içinden çıkanlar yani yüreğimizden gelenler kirletir. Öyle bir ruhsal yemek vardır ki insanı gerçekten kirletir. Bu yemeğin baş aşçısı da Şeytan’ın ta kendisidir. Bu yemeğin içinde, 19 ayette yazan yemekler, denemeler vardır. Bu yemek ruhsal olarak bizleri olağan üstü bir şekilde yağlandırır ve bizi yavaş yavaş ölüme götürür. Bu yemeği her yediğimizde yüreğimiz biraz daha yağ bağlar. Efesliler 2:2’de yazılanlar da bu görüşü bize açıklar.
“1-2 Sizler bir zamanlar içinde yaşadığınız suçlardan ve günahlardan ötürü ölüydünüz. Bu dünyanın gidişine ve havadaki hükümranlığın egemenine, yani söz dinlemeyen insanlarda şimdi etkin olan ruha uymaktaydınız.”

Özellikle itaatsizlik, söz dinlemezlik Şeytanın hazırladığı en güzel yiyeceklerden birisidir. Tıpkı Adem ve Havva’nın yasak meyveyi yemesinde etkin olan ruh bugünde bizler için etkindir.
Bir kalbin tanımını birlikte okuyalım: Grekçede Kardia, kardio yani kalp vücudun en önemli parçası sayılabilir. “Levililer 17:11 Canlılara yaşam veren kandır!”Etin canı kandadır der. Kalp yaşam kaynağı…

Matta 13:13-15
13 Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü, `Gördükleri halde görmezler, Duydukları halde duymaz ve anlamazlar.`14 Böylece Yeşaya`nın peygamberlik sözü onlar için gerçekleşmiş oldu: `Duyacak duyacak, ama hiç anlamayacaksınız, Bakacak bakacak, ama hiç görmeyeceksiniz!15 Çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı, Kulakları ağırlaştı. Gözlerini kapadılar. Öyle ki, gözleri görmesin, Kulakları duymasın, yürekleri anlamasın Ve bana dönmesinler. Dönselerdi, onları iyileştirirdim.`

Bu tip insanlar gözleri görmeden gezerler, kulakları işitmeden gezerler, yürekleri de duygusuzlaşmıştır yani Grekçe çevirisine göre kalınlaştı, yani yağ başladı anlamına gelir. Kalbi yağlanan insanın hayatı da yağlanır, motivasyonları da yağlanır, işleri de yağlanır, doğru yolu takip edemez olurlar ve yavaş yavaş ruhsal ölüme doğru gider. Kutsal Kitap yürek hakkında çok şey söyler dedik. Biliyorsunuz Firavunun yüreği Rab tarafından sertleştirildi.

Romalılar 2:5’de kendi yüreğimizi nasıl sertleştirdiğimizi görürüz.
İnatçılığın ve tövbesiz yüreğin yüzünden Tanrı`nın adil yargısının açıklanacağı gazap günü için kendine karşı gazap biriktiriyorsun.

Mezmurlar 39:5 Yalnız bir karış ömür verdin bana, Hiç kalır hayatım senin önünde. Her insan bir soluktur sadece, En güçlü çağında bile. *

Yeşeya 64:6 Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez, Onu kim anlayabilir?

Romalılar 8:7 Çünkü benliğe dayanan düşünce Tanrı`ya düşmandır; Tanrı`nın Yasası`na boyun eğmez, eğemez de...

Peki RAB yüreğimizi nasıl iyileştirir?
Hezekiel 36:25-27 Kalp transferi
Romamlılar 2:28-29 yüreğin kötü işlerden sünneti.
İbraniler 4:12-13 Tanrı’nın sözü….
Yoel 2:12-14…Rabbe dönmek.
Matta 5:8 Yüreği temiz olan Rabbi görecekler..
Matta 22:37 tüm yüreğinle Rabbi sev…
Mezmur 51:10 Temiz bir yürek yarat Rab….